Mevlana Müzesi'nin Ürpertici Sırrı!

Mevlana Müzesi'nin Ürpertici Sırrı!
 Muhabir
Konya denilince akla ilk mutlaka Mevlana Müzesi geliyor. Türkiye'nin en çok ziyaret edilen müzelerinde başında gelen Mevlana Müzesi'nin sırrı duyanları ürpertiyor. Peki 700 yıllık sır ne?

O dönemlerde hem sultan hem de evliya mezarları göz hizamızda gördüğümüz sandukaların içinde değil onun alt tarafında bulunan mezar odalarının içinde bulunuyor. Hz. Mevlana'nın naaşı da sandukasının altında bulunan 4 metrelik mezar odasının içinde bulunuyor. Konya’da Hz. Mevlana’nın mezar odası ile ilgili bir şehir efsanesi yıllardır anlatılır.

Hz. Mevlâna’nın mezar odası ile ilgili olarak anlatılan şehir efsanesi şöyledir:

1273 yılının aralık ayında vefat eden ünlü İslam alimi Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin naaşı, İplikçi Camii’nden sadece birkaç yüz metre uzakta olan defnedileceği türbesine sekiz saatte ancak getirilir. Müslümanlar Mevlana’nın naaşını defnedebilmek için gayrimüslimlerin cenaze cemaatinden çıkmasını istemiş. Ancak onlar, ‘Bize İsa’yı da Musa’yı da Mevlana öğretti’ diyerek bunu reddetmişler.

Mevlana’nın naaşı 4 metrelik bir mezar odasına konur. O tarihten sonra ise mezar odasına bir kişi hariç kimse inmez.

Anlatılanlara göre ise Sultan IV. Murad, Mevlana’nın türbesini ziyarete gelir ve bu sırada mezar odasının içini çok merak eder. Girmek istese de Mevlevi büyükler tarafından buna karşı çıkılır ve girmesi engellenir.

Merakına yenik düşen IV. Murad ağzı açık olan mezar odasının içine tespihini bilerek düşürür. Bu tespihi almak için yedi yaşındaki bir kız çocuğunun mezar odasına indirilmesine karar verilir. Sonrasında ise kız çocuğu mezara iner. Çıktıktan sonra ise garip bir şekilde dili tutulmuştur.

Buna sebep olarak ise iki iddia ortaya atılır. İlkine göre odadaki karanlık yüzünden korkup çocuğun dilinin tutulduğudur. Diğer iddiaya göre ise eski Türkler’de adet olduğu üzere Hz. Mevlana’nın naaşı mumyalandığı için kız çocuğu orada yatan Hz. Mevlana’yı görünce dilinin tutulduğudur.

Bu olay dönemin önde gelen Mevlevilerini harekete geçiriyor ve 1640 yılında mezar odasının ağzı tuğlayla örülüp üzeri kurşunla kaplanıyor. O tarihten sonra mezar odasının ağzındaki kurşun hiçbir zaman kaldırılmadı. Mezar odası, sırlarıyla birlikte belki de ebediyete kadar sessizliğe gömüldü.

Sonrasında ise bu mezar odasına kimse bir daha girmeye cesaret edemez. Ta ki 300 yıl sonraya kadar. Şöyle ki:

Mevlâna Müzesi’nin Müdürü Yusuf Akyurt odasında tek başına otururken mezar odasını düşünmektedir. Müze müdürü bu mezar odasını acayip merak etmektedir. Girip ne olduğuna bakmaya karar verdiğinde ise birden kapı çalınır. İçeri müzede odacı olarak çalışan Mevlevi dedesi girer.

Cumhuriyetin ilanından sonra tekke ve zaviyeler kapandığı için müzeye çevrilen türbede odacı olarak çalışmayı kabul eden Mevlevi büyüğü tüyler ürperten şu cümleyi kurar:

“SAKIN ORAYA İNMEYİ DÜŞÜNMEYİN.”

Ancak bu uyarı müdürü kararından vazgeçirmez. Merakının adeta esiri olan müdür, mezara inmek üzere kurşunla kaplı kapağın önüne gelir. Halıyı kaldırıp kapağı açacağı sırada bir adam haykırarak odaya dalar, telaşla bağırır:

“MÜDÜR BEY, YETİŞ EVİN YANIYOR!”

Yusuf Akyurt eve varıncaya kadar evi çoktan kül olur. Bunun hemen sonrasında ise eline, başka bir ile tayin edildiğine dair bir telgraf tutuşturulur. Yusuf Akyurt pişman olmuştur ancak iş işten geçmiştir.

Müze müdürü Yusuf Akyurt açısından bu kötü olaylar zinciri bununla da bitmez. Hemen sonrasında ise oğlunu trafik kazasında kaybeder. Yusuf Akyurt oğlunun cenazesini alıp Konya’ya döner.

Cenaze töreninden sonra doğruca Mevlâna Müzesi’ne giden Yusuf Akyurt, sandukanın başında ellerini açıp yüksek sesle yalvarmaya başlar:

“YETMEDİ Mİ? AFFET ARTIK!”

Hz. Mevlâna’nın mezar odası yüzyıllardır hala gizemini korumaya devam etmektedir.