Aile sırları 85 milyonun evinde!

Aile sırları 85 milyonun evinde!
 İnternet Editörü
Gündüz kuşağı programlarının, kayıpların aileleri üzerinde yarattığı duygusal istismar ve kamusal şova dönüşme eleştirileri giderek artıyor.

Gündüz kuşağı programlarının, kayıpların aileleri üzerinde yarattığı duygusal istismar ve kamusal şova dönüşme eleştirileri giderek artıyor. RTÜK'ün belirlediği etik ilkelere rağmen, bu tür yayınların hâlâ suç teşkil eden konuları işlemesi ve aile sırlarının tüm ülkede izlenmesi tepki almaya devam ediyor

Kayıpların arandığı sabah kuşağı programları, son dönemde yoğun tepkilerle karşılaşmayı sürdürüyor. Gündüz kuşağı programları, her gün milyonlarca izleyiciye ulaşıyor. İzleyiciler, bu programların insani değerlerden uzaklaştığını ve bireylerin acılarını kamusal bir şova dönüştürdüğünü savunuyor. Eleştirmenler, kayıpların ailelerinin duygusal durumlarını istismar eden bu yayınların, toplumsal duyarlılığı zedelediğini ve empati yerine merak uyandırmayı hedeflediğini belirtiyor. Ayrıca, bu tür programların, kaybolan kişilerin bulunmasına yönelik ciddi bir katkı sağlamadığını ifade eden izleyiciler, daha saygılı ve etik bir yayıncılık anlayışının benimsenmesi gerektiğini vurguluyor. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), gündüz kuşağı programları hakkında etik ilke kararlarını 2024 yılında duyurmuştu. Kararlara uymayan programlara ağır yaptırımlar uygulanacağının belirtildiği açıklamada, söz konusu programlarda şiddet, istismar, cinayet başta olmak üzere suç teşkil eden konuların işlenmeyeceği bildirilmişti. Ancak bu konular programlarda konu olmaya hâlâ devam ediyor.

aile-sirlari-1.jpg

ÖZEL ALANLARIN KORUNMASI ZORLAŞIYOR

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Aile Danışmanı Rumeysa Muren, toplumda popüler bir yere sahip olan gündüz kuşağı programlarının, kitlesel olarak hem olumlu hem de olumsuz etkiler bıraktığından bahsetti. Bu programların; bireylerin sosyo-kültürel yapılarını etkileyebilmesiyle, özellikle aile yapısının zedelenmesine yol açabildiğine dikkat çeken Aile Danışmanı Rumeysa Muren, “Aile, toplumun temel taşıdır ve bu yapının mahremiyetinin medya aracılığıyla gözler önüne serilmesi, aile dinamiklerini ciddi şekilde olumsuz etkileyebilir. Gündüz kuşağı programları, özellikle evde bulunan ebeveyn ve çocuklar için ilgi odağıdır. Bu programların içeriği, toplumsal değerleri şekillendiren önemli bir faktördür. Ancak, bu programların aile yapısına zarar veren birkaç önemli yönü var. İlk olarak, gündüz kuşağı programları genellikle aile içindeki mahremiyetin ihlali anlamına gelir. Aile üyelerinin özel yaşamları, bazen duygusal anları veya kişisel dramaları geniş kitlelere sunuluyor, bu da mahremiyet anlayışını zedeliyor. Aile içindeki sorunların veya kişisel meselelerin topluma açık bir şekilde sergilenmesi, aile dinamiklerinin sağlıklı bir şekilde korunmasını engeller. Ailedeki bu tür ihlaller, uzun vadede aile üyelerinin birbirlerine duyduğu güveni zedeler ve özel alanlarının korunmasını zorlaştırır” diye konuştu.

BU PROGRAMLAR TOPLUMSAL EROZYONA NEDEN OLABİLİR!

Gündüz kuşağı programlarının toplumsal değerleri zayıflattığını söyleyen Rumeysa Muren, programlarda sıkça işlenen temaların; boşanma, ihanet, aile içi şiddet gibi konular olduğundan yakındı. Muren, “Bu tür dramatik temalar, izleyicilere yanlış bir mesaj verebilir ve toplumsal normların erozyonuna yol açabilir. Özellikle çocuklar ve gençler, bu tür programlardan etkilenebilir ve sağlıklı aile ilişkileri yerine, olumsuz örneklerle şekillenen bir algı geliştirebilirler. Bu da toplumda, sadakat, güven ve karşılıklı saygı gibi değerlerin erozyona uğramasına neden olabilir. Ayrıca, ebeveyn-çocuk ilişkileri de bu programlardan olumsuz şekilde etkilenebilir. Ebeveynler, çocuklarıyla birlikte bu tür içeriklere maruz kaldığında, aile içindeki tutum ve değerler sorgulanabilir. Programlarda sıkça gösterilen aile içi çatışmalar veya krizler, çocukların ailelerine olan güvenini sarsabilir. Özellikle ergenlik dönemindeki çocuklar, programlarda gördükleri sorunları kendi ailelerinde de uygulamayı deneyebilir, bu da ebeveyn-çocuk ilişkilerinde ciddi problemlere yol açabilir” şeklinde konuştu.

AİLE İÇİ GÜVEN TEHDİT ALTINDA

Gündüz kuşağı program içeriklerinin, aile içi iletişimsizlik ve anlaşmazlıkları arttırma potansiyeli olduğuna değinen Aile Danışmanı Muren, şunları söyledi: “Örneğin, programlarda sürekli olarak çiftler arasındaki güven ihlalleri veya ihanetler işlendiğinde, izleyiciler de kendi ilişkilerinde benzer bir endişe geliştirebilirler. Bu durum, aile üyelerinin birbirlerine güvenini sarsabilir ve iletişimde kopuklukların artmasına yol açabilir. Çocuklar, bu tür programlardan olumsuz şekilde etkilenebilir. Özellikle çocuklar ve gençler, henüz sağlıklı ilişki kurma becerilerini geliştirmemişken, programlarda işlenen aile içi dramaları ve olumsuz örnekleri normalleştirebilirler. Bu durum, onların ilerleyen yıllarda aile içindeki rol ve sorumluluklarını anlamakta zorlanmalarına ve sağlıklı ilişkiler kurma konusunda problemler yaşamalarına neden olabilir. Ayrıca, aile içi şiddet, aldatma ve boşanma gibi temalar, çocuklar üzerinde travmatik etkiler yaratabilir.”

GÜNDÜZ KUŞAĞI PROGRAMLARI AİLE YAPISINI CİDDİ ŞEKİLDE TEHDİT EDEBİLİR

Aile yapısının bozulmasıyla toplumun da bozulacağını vurgulayan Muren, ailenin; bireylerin ilk ve en önemli sosyal öğrenme alanı olduğunu aktardı. Muren, sözlerine son olarak şunları ekledi: “Gündüz kuşağı programlarında sıklıkla sergilenen olumsuz davranışlar, toplumu daha bireyselci ve tüketim odaklı bir hale getirebilir. Aile içindeki sevgi, destek ve sadakat gibi kavramlar, medya aracılığıyla daha yüzeysel hale gelebilir ve bu, aile üyelerinin birbirlerine karşı daha az sorumluluk taşımasına yol açabilir. Aile, bazen ticarileşmiş ve duygusal manipülasyonlarla şekillendirilen bir ortam haline gelebilir. Gündüz kuşağı programları, aile bireylerini daha fazla tüketime yönlendirebilir, gerçek duygusal bağları zayıflatabilir ve toplumsal değerlerin yitirilmesine neden olabilir. Sonuç olarak, gündüz kuşağı programları, aile yapısını ciddi şekilde tehdit edebilir. Mahremiyetin ihlali, aile içindeki güvenin zayıflaması, çocuklar üzerinde olumsuz etkiler yaratma ve toplumsal değerlerin erozyona uğraması gibi olgular, bu tür programların aile yapısına ve topluma verdiği zararın başlıca göstergeleridir. Bu yüzden, bu tür içeriklerin topluma sağladığı etkilerin dikkatlice değerlendirilmesi ve bireylerin, özellikle ailelerin, medya içeriklerini bilinçli bir şekilde seçmeleri büyük önem taşıyor.” •TUBA KAYA

Kaynak:Konya'nın Sesi